KAHVE DEĞİL, GÖRÜNÜRLÜK SATILIYOR

En düşük emekli maaşının 23 bin 638 TL, asgari ücretin ise 28 bin 75 TL olduğu memleketimizde, bir çayın 15 liradan 60 liraya, bir fincan kahvenin ise 100 liradan 200 liralara kadar çıktığı günleri yaşıyoruz.

Dolayısıyla dar gelirli birçok insanın bu durumdan yakındığına bolca şahitliğimiz var.

İşletmeler personel, elektrik ve benzeri maliyet kalemlerini gerekçe gösterirken, Meydan bölgesi başta olmak üzere Trabzon’un Beşirli misali işlek caddelerindeki kafelerde boş masa bulmak da neredeyse imkânsız.

Şehirde hal ve ahval böyle olunca bazı insanlar bu tabloya anlam vermekte zorlanıyor.

Aslında yaşananları analiz etmek için illa sosyolog olmaya gerek yok.

Zira mesele yalnızca ekonomiyle açıklanabilecek bir durum değil.

Ortada geçmişten günümüze değişen tüketim alışkanlıklarımız ve dönüşen yaşam biçimlerimiz var.

Vaktiyle dost sohbetlerinin eşlik ettiği çay ve kahve, bugün çoğu zaman görünmenin ve görünür olmanın bir aracına dönüşmüş durumda.

Yani ödenen ücret çoğu zaman çay ya da kahveye değil, bulunulan ortama ödeniyor.

Diğer bir ifadeyle artık içecek değil, mekânları tüketip, sosyal görünürlük satın alıyoruz.

Özellikle gençler açısından durum daha da düşündürücü.

Birçoğu bu sorunlu döngüyü toplumsal bir statü olarak algılamakta…

Elbette gezsin, otursun, sosyalleşsinler.

Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak ihtiyaç ile alışkanlıklar arasındaki çizgi kaybolduğunda mesele farklı bir boyut kazanıyor.

Keza bugün birçok genç için çay içmek bile evde yapılan sıradan bir faaliyet olmaktan çıkmış durumda.

Yani çay kahvenin mutlaka lüks bir kafede olması gerekiyor.

İşte sistem tam da burada büyüyor.

İnsanlara ihtiyaçlarını değil, arzularını pazarlıyor.

Sahip olduklarının yetmediğine inandırıyor.

Sonuçta mesele ne çay ne de kahve...

Mesele, samimiyetin yerini gösterişin, kanaatin yerini tüketimin alması…

Dolayısıyla sözde kültür olma yolunda ilerleyen bu gidişat artık değişmeli.

Değişmeli ki kahvelerde hatır kalsın.

TURİZMDE KISA VADELİ KAZANCIN BEDELİ

Söz fahiş fiyat uygulamalarından açılmışken...

Yaz sezonunun başlamasıyla birlikte, özellikle turistlere yönelik uygulanan fahiş fiyatlara ilişkin sosyal medya paylaşımlarına her gün bir yenisi ekleniyor.

Vatandaşlar ve ziyaretçilerin paylaştığı örnekler, konunun artık münferit birkaç olayın ötesine geçtiğini zaten ortaya koymakta.

Üstelik mesele yalnızca yüksek fiyatlar da değil.

Bu durum, Trabzon'un tanıtımına ve turizm imajına zarar veren olumsuz bir reklama dönüşmüş durumda.

Bilinmeli ki bugün sosyal medyada Trabzon'un eşsiz doğası, tarihi zenginlikleri ve misafirperver insanlarını konuşmamız gerekirken, fahiş fiyat iddialarının gündem olması ne şehrimize ne de turizm sektörüne bir katkı sağlar.

Halbuki turizm, bilindiğinin aksine günü kurtarma işi değildir.

Bir turistin yaşadığı olumsuz bir deneyim, birkaç dakika içerisinde yapılan bir paylaşımla binlerce, hatta milyonlarca kişiye ulaşıyor.

Ve bu da sadece ilgili işletmeyi değil, tüm şehrin marka değerini ve güvenilirliğini etkiliyor.

İtirazımız yok.

Elbette işletmelerin artan maliyetlerle mücadele ettiği bir gerçek...

Yani kira, enerji, personel ve diğer gider kalemlerindeki yükseliş tabiki göz ardı edilemez.

Lakin maliyet artışlarını gerekçe göstererek fırsatçılığa yönelmek ile makul bir fiyat politikası izlemek arasında da önemli bir fark var.

Bizce korunması gereken çizgi tam olarak budur.

Ezcümle.

Bu işin şakası yok.

Artık kendimize gelmeli ve kısa vadeli kazançlar uğruna güvenilirliğimizi riske atmamalıyız.

VATANDAŞLA KONUŞAN BAŞKANLAR KAZANIR

Geçtiğimiz günlerde Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim'in Atatürk Parkı'nda gerçekleştirdiği "Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor" Programı, yerel yönetimlerin vatandaşla doğrudan iletişiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Büyükşehir statüsündeki şehirlerde ilçe belediyelerinin işi sanıldığı kadar kolay değil.

Vatandaşın beklentileri her geçen gün artarken, ilçe belediyelerinin mali imkânları çoğu zaman bu beklentilerin gerisinde kalabiliyor.

Buna rağmen vatandaşın her talebine yetişmeye çalışmak, sorunları yerinde görmek ve çözüm üretmek ciddi bir gayret gerektiriyor.

Mevcut ekonomik şartlar ve belediyelerin bütçe gerçekleri göz önüne alındığında, Başkan Osman Nuri Ekim'in vatandaşla iletişim noktasında gösterdiği bu samimiyet gerçekten takdire şayan.

Umarız bu tür buluşmalar her ilçede sıklıkla gerçekleşir ve başkanlar karnelerini seçimlerden önce elde eder.

Neticede vatandaşın arasına karışan, eleştirilere kulak veren ve çözüm üretme iradesi ortaya koyan bir belediye başkanının, halkın karşısına çıkmaktan imtina etmesine zaten gerek yoktur, değil mi?

★ ★ ★

Yazmak iyi gelir.

Bana;

“apektas6161@gmail.com” adresinden ulaşabilirsiniz.